ERDOĞMUŞ KÖYÜ

 

 

GÜRLEK KÖYÜ (Görgil – Gürleyik – Civarıgürlek)

            Gürlek Şaphane Dağı’nın sarp ve dik doğu yamaçlarında, kuzey güney doğrultusunda sıralanan köy dizisinin en güneyinde yer alan Gediz’e bağlı köydür.

            Dağın Gediz’e bakan bu bölümü, Anadolu karaçamı ve meşe ormanları ile kaplıdır. Daha doğuda ise, meşe palamutlarının kümeler halinde yetiştiği dağın eteklerinden Kocadere akar. Pınarbaşı kaynağından doğan Kocadere Pınarbaşı, Gürlek ve Çeltikçi köylerinin doğusundan geçerek Abide Köyü yakınlarında Gediz Nehri’ne karışır.

            Yerleşim yakın zamanlara kadar bağlarıyla ünlüydü. Ancak bugün bu bağlardan geriye hemen hiçbir şey kalmamıştır. Kocadere ile sulanabilen yerlerde iç tüketimine yönelik sebze, diğer alanlarda ise hububat üretimi yapılan yerleşimin kuru fasulyesi ünlüdür.

            Gürlek’te Osmanlı döneminden önceki uygarlıklara ait herhangi bir yapı ya da yapı kalıntısı yoktur. Ancak köyün kuzeyindeki tepelerden birinde yöre halkınca Fadime (Fatıma) Anamızın Evi diye anılan iki kademeli bir mağara vardır ki, bu oldukça ilginçtir. Mağaranın ikinci kademesinde bir seki ve bunun üzerinde de elle yapıldığı anlaşılan beşik benzeri bir oyuntu yer almaktadır. Bundan çok daha dikkat çekici olan ise, mağara duvarlarında yer alan üç insan eli izi ile sarnıç olduğu sanılan derin bir oyuktur.

            Yaşı epeyce ilerlemiş Gürlekliler, bu el izinin yüzyıllardan beri var olduğunu ve kuyu benzeri oyuğa taş atıldığında, derinlerden su sesi geldiğini anlatmaktadırlar. Bu güne kadar herhangi bir arkeolojik çalışma yapılmadığından, bu ilginç mekânın sırrı çözülememiştir. Burası belki de tarih öncesi çağlarda kullanılan bir mağara yerleşimiydi ya da daha sonraki çağlara ait bir tapınma alanıydı.

            Gürlek’te Osmanlı döneminden önce yerleşim alanı olarak kullanıldığı sanılan, Ören ve Killik’te seramik eşya ve tuğla kırıklarının yanı sıra, Roma dönemine ait olduğu sanılan sikkeler bulunmuştur. Geçmiş yıllarda kaçak kazı yapılan bu yörelerde bazı mezar kalıntılarına da rastlanmıştı.

            Osmanlı arşiv belgelerinde Görgil, Gürleyik ya da Civarıgürlek adlarıyla anılan yerleşim bolluk ve verimlilik anlamına gelen bu adını çevresindeki sulak ve bereketli topraklardan almıştır. Köy Kadoi’nin (Gediz) fethinden sonra bu yöreye gelip yerleşen bir Yörük oymağı tarafından, tahminen XIV. Yüzyılların sonları ile XV. Yüzyılın başlarında kurulmuştur. 1530 tarihli Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu defterinde, köy halkından: “Gürleyik Karyesi Yörükleri Cemaati” diye söz edilmesi de bu savı doğrulamaktadır.

            Köyde daha 1521 de bir medrese ile Genç Abdal adına inşa edilmiş bir zaviye bulunuyordu. Bu da, Gürlek’in o dönemde Akçaalan, Kuşu, Gökler gibi Gediz’in önde gelen büyük köylerinden biri olduğunu göstermektedir. Köyde o tarihlerde Piyade Kara Musalar adıyla anılan bir de çiftlik vardı.

            1671 yılında Gediz’e gelen ünlü seyyah Evliya Çelebi, Gediz’den Şapmadeni Köyü’ne (Şaphane) giderken, içinden geçtiği Görlik’i şöyle anlatır:

            ….bu şehrin (Gediz) ileri gelenleri ile vedalaştık. Bize elli kadar atlı arkadaş verdiler. Batı tarafındaki bağlar (Tekmen Bağları) arasından geçerek yüz evli, bağlı-bahçeli, akarsulu, bir camili ve bir tekkeli söz götürmez mamur bir zeamet köyü olan Görlik’i geçtik, andan Üçbaş Köyü’ne vardık.

Gürlek’in kuzeyinde, meşelerle kaplı Erenler Düzlüğü’nde, Osmanlı döneminden kalma üz mezar vardır. Genç Abdal Zaviyesi ile Gürlek Medresesi’nde görev yapan ulemalara ait olduğu sanılan bu mezarlar, kaçak kazı yapan mezar soyguncuları tarafından talan edilmiştir. Erenler Düzlüğü geçmiş yüzyıllarda yörenin önemli ziyaretgâhlarından biriydi ve yağmur duaları da burada yapılıyordu.

            Gürlek, Osmanlı döneminde Gediz bezi dokunan üç merkezden biriydi. 1885 yılına ait Kütahya Sancağı Salnamesi’nde buna dair şu ifadeler yer almıştır:

            “Gediz’e yarım saat mesafede Akçaalan ve bir saat mesafede Gürlek Karyesi ahalisinden bazıları çulhacılık ile meşgul olup 500 destegahta bez dokunur. Ahalinin dörtte biri bu işle geçinir.”

            Bir zamanların gözde mesleklerinin arasında yer alan bez dokumacılığı, geçen yüzyılda terkedilmiş, böylece, Gediz, Akçaalan ve Gürlek’te dokunan Gediz Bezi de unutulup gitmiştir.

              1.Dünya Savaşı’na katılan Gürlekli askerden Hüseyin oğlu Osman Hıdıroğullarından Mustafa oğlu Mehmet, Musa oğlu Hüseyin ile Ali oğlu Hasan Çanakkale Cephesi’nde şehit düşmüşlerdi. Gürlek, Kurtuluş savaşı yıllarında Çerkez Ethem Kuvvetleri ile nizami birliklerin çatışmalarına da sahne olmuştu. Çerkez Ethem kendisini takip eden Derviş Bey komutasındaki süvari birliklerinden kurtulabilmek için, Şaphane Dağı’nın sırtlarındaki Gürlek, Pınarbaşı, Ece ve Yelki köyleri çevresinde mevzilenmişti. 22 Ocak 1921 günü kesin bir yenilgiye uğrayan Çerkez Ethem Kuvvetleri, bu çatışmalar sırasında Yelki, Pınarbaşı ve Gürlek’i de yakmıştı.

            Yakın zamanlara değin Civarıgürlek adıyla anılan ve daha sonra Gürlek adını alan yerleşim, Osmanlı döneminden bu yana, nüfus büyüklüğü bakımından Gediz’in en büyük köyleri arasında yer almıştır. Nitekim 1935 genel Nüfus Sayımı verilerine göre, 462 si erkek 562 si kadın olmak üzere toplam 1.024 nüfusa sahip olan yerleşim, Akçaalan’dan sonra Gediz’in ikinci büyük köyü durumundaydı. 1950’de 1.244’e çıkan Gürlek’in nüfusu, yaşanan onca göçe karşın 1997’de 2.128’e ulaşmıştı. Ancak 2000’de 53 kişilik bir düşüşle 2.075’e gerileyen nüfus, 2007’ de 686 olarak tespit edilmiş ve son olarak 2017’de 368 e kadar gerilemiştir. Bu da köyün son yıllarda hızla boşaldığını göstermektedir.

            1970 Gediz Depremi’nden sonra Gürlek’ten 150 kişi Avrupa’ya işçi olarak gitmişti. Bugünkü hesaplamalara göre, İzmir ve Manisa çevresinde 1.500, Gediz’de ise 1.000 kadar Gürlekli yaşamaktadır.

 

Devamını Oku
Top