ERDOĞMUŞ KÖYÜ

 

   

ÇUKURÖREN KÖYÜ

                Gediz-Altıntaş karayolunun 30. Kilometresinde yer alan dağ köyünün adıdır. Köy Murat Dağı’nın kuzeybatısındaki Belova Gediği’nin batıya doğru birdenbire alçalan sarp ve dik yamaçlarının tabanında kurulmuştur.

                Adını kurulduğu çukurluktan ve yakınındaki Antik Çağ yerleşimi kalıntılarından alan köy, Gediz Nehri’nin ana kaynağını oluşturan yüzlerce pınarı ile ünlüdür. Bu pınarların oluşturduğu Kesiksöğüt, Karapınar ve Azmak dereleri, açtıkları derin vadilerden akarak köyün güneyinde birleşir ve Murat Çayı adını alır.

                Sık bir orman örtüsü ile kuşatılan köyün ana geçim kaynağı, orman işçiliği ile hayvancılıktır. Derelerin açtığı derin vadilerle parçalanan köy coğrafyasında tarım arazisi yok denecek kadar azdır.

                1935 Genel Nüfus Sayımı verilerine göre 551 olan köy nüfusu 1950’de 676 ’ya çıksa da, bu sayı 2007’de 494’de, 2016 ise 395’e gerilemiştir. Köy nüfusunun 82 yıl öncesinin de altına düşmesi, Çukurören’in verdiği göçlerle giderek boşalmakta olduğunu göstermektedir.

                Köyün tarihi geçmişine dair elde pek fazla bilgi yoktur. Ancak gerek köyün adını aldığı kuzeydeki ören yeri ve gerekse Azmak, Soğanlı, Nallıkaya, Teknelikay, Kesiksöğüt ile Karapınar mevkilerindeki tarihi mekânlar, köyün zengin geçmişine tanıklık eden izler taşımaktadır.

                Çukurören, Gediz coğrafyasında İlk Çağ’da iskan görmüş en eski yerleşim alanlarından birisidir. Özellikle köyün güneydoğusundaki Asarkale ve kalenin kuzeybatısındaki Teknelikaya, köyün gizemli geçmişinden günümüze ulaşabilmiş anıt yapıların en önemlilerindendir. MÖ 1200 – 1000 yıllarında bölgeye yerleşen Frigler, Ana Tanrıça Kybele adına tapınak inşa ettikleri bu dağa (Murat Dağı) Dindymon adını vermişti. Tapınak Roma döneminde MS.300’lü yıllarda manastıra dönüştürüldü.

                Bu döneme ait ve MÖ. 30ile MS. 395 yıllarına tarihlenen Çukurören buluntusu iki Zeus büstü Kütahya Müzesi’nde sergilenmektedir.

                Çukurören ve çevresindeki yerleşimler Kadys ile birlikte 1314’te Türklerin eline geçince Dindymo’n Dağı’nın adı, burada şehit düşen Kara Bali Murat Gazi’nin adıyla anılmaya başladı. Köyün yer aldığı Murat Dağı’nın bu bölümü sahip olduğu sıra dışı zenginlikleriyle bilim dünyasının da ilgi odağı olmuştur. 1857’de ünlü botanikçi Balansa ile başlayan bu ilgi 1914’te jeolog Phippson ile devam etmiştir. Yöre günümüzde giderek artan sayıda akademisyenin adeta bir uğrak yeri haline gelmiştir.

                XlV. Yüzyılda burayı yurt edinen Türkmenler, kekle kaplanmış, yüzlerce pınarın kaynadığı bu verimli topraklarda çevrenin en büyük hayvanlarını yetiştirmeye başladılar. Öyle ki, 1530’da burada Gölcü, Öküzyayan ve Şeyh Hoca adlı üç çiftlik birden kurulmuştu.

                Bu dönemde köy hayırseverlerinden Mustafa Ağa’nın yaptırdığı cami, Osmanlı kayıtlarına:

 “Gediz Kazası’nda Çukurveran Karyesi’nde vaki ashab-ı hayrattan Mustafa Cami-i Şerif-i Vakfı” ibaresiyle geçmişti.

                Sıtma Dede (Azmak Dede) ile köyde “Dede” diye anılan mezarlar yörenin önemli ziyaretgâhları olarak bilinir. Sıtmanın yaygın olduğu dönemlerde özellikle Sıtma Dede’nin mezarı ziyaret edilirdi. Adları unutulmuş bu dedeler muhtemelen köyde bir zamanlar var olan tekkenin şeyhleriydi. Köydeki bir “dede” mezarı da Tuztaşı mevkindedir.

Çukurören, Çanakkale Savaşları’nda Karahaliloğulları’ndan Nurullah oğlu Bekir ile Süleyman oğlu Mustafa’yı şehit verdi. Kurtuluş Savaşı”nın ilk yıllarında Gediz Taarruzu’na katılan Kuva-yi Seyyare, Çukurören-Göynük hattından Çeltikçi önlerine ulaşmıştı. Yunan Ordusu’nu Anadolu’dan söküp atmak üzere 26 Ağustos 1922 de, Kocatepe’den başlatılan taarruz, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Türk Ordusu’nun kesin zaferiyle sonuçlanmıştı.

                30 Ağustos akşamında Belova Gediği’nin kuzeydoğusundaki Kızıltaş Vadisi’ne çekilen Yunan Ordusu, Murat Dağı’nın bu bölümünden Çukurören’i aşıp Gediz-Uşak yoluna ulaşmak istiyordu. Ancak Beleva’da bir yandan 1. Süvari Tümeni, bir yandan da silahlanan Çukurörenlileri aşamadığı gibi büyük kayıplar verdi ve dağın zirvelerine doğru çekilmek zorunda kaldı.

                Köyün Çukurveran olan adı Cumhuriyet’in ilanından sonra Çukurören olarak değiştirildi. 1966’da THK’ne ait bir uçak Karlık Tepesi’ne çarparak düştü. Kazadan yaralı olarak kurtulan 6 asker ve uçaktaki askeri malzeme Çukurörenlilerce köye taşındı. Köylülerin bu davranışı büyük takdir gördü ve Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı köy okuluna eğitim ders araç ve gereçleri bağışladı ve iki öğrencinin tüm eğitim masraflarını üslendi.

                Köy sınırları içinde Karapınar Vadisi, hayranlık uyandıran doğal yapısı, zengin bitki örtüsü ve buz gibi soğuk su akan çeşmeleriyle yörenin en gözde piknik alanlarından biridir. Karapınar Vadisi girişindeki alabalık çiftliği de hizmete açıktır. 

 

Devamını Oku
Top