ERDOĞMUŞ KÖYÜ

İnsan Hakları ve İslamiyetteki Önemi

İNSAN HAKLARI
Bireylerin yalnızca insan olmakla kazandıkları haklardır.
İnsan olmak yeterlidir, başka gerekçe aranamaz.
Bunlar doğal, vazgeçilmez/devredilemez haklardır.

TEMEL İNSAN HAKLARI
Yaşama hakkı
Özgürlük ve kişi güvenliği hakkı
Adil olarak yargılanma hakkı
Düşünce ve vicdan özgürlüğü hakkı
İfade özgürlüğü hakkı
Eğitim hakkı
Özel yaşama ve aileye saygı hakkı
 
Diğer yandan insan hakları terimi bir ideali içerir. Bu özgürlükler haklarına saygıyı ve bu hakları çiğnememe zorunluluğu ile dengelenmektedir. Bir başka deyişle, birçok hakkın yanında büyük bir sorumluluğu da içerir. Birleşmiş milletler insan hakları evrensel beyannamesi 1.maddesi şöyle demektedir: “Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler” denilmektedir. 30 maddelik insan hakları bildirgesinin 30.maddesinde ise; “Bu bildirgenin hiçbir kuralı, herhangi bir devlet, topluluk veya kişiye, burada açıklanan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan bir girişimde veya eylemde bulunma hakkını verir biçimde yorumlanamaz” denilmektedir.
 
İSLAMİYETTE  İNSAN  HAKLARI
Dinimiz İslam ise insan hakları beyannamesinden 1400 yıl önce insan haklarına sahip çıkarak önem vermiş ve:  “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarma (gibi bir sebep) olmaksızın öldürürse, o bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur…” (Maide Suresi, 5/ 32) buyurmaktadır.
Her cuma namazı öncesinde hutbelerimizde yankılanan, “Muhakkak ki Allah, adaleti ve iyiliği emreder” (Nahl, 90) ayeti celilesi Müslümanlara insan haklarını hatırlatmakta ve uyarmaktadır. Yine, “Dinde zorlama yoktur” (Bakara, 256) ayeti de hem Müslümanlara hem de gayr-i Müslimlere bir arada nasıl yaşanacağının formülünü vermekte, kimse kimseye zorla dinini dayatamayacağını açık olarak ortaya koymaktadır.
Yine “Allah’ın sana verdiği şeylerde âhiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez”(Kasas Suresi, 28/77) buyuruyor. Bir başka ayette ise; “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin” (Bakara Suresi, 2/ 188.ayet)buyurmaktadır.
Dinimiz İslam insanın vazgeçilemez (zarurat-ı diniye) 5 temel hakkı olduğunu belirterek; bunların veda hutbesinde din, akıl, namus, can ve mal güvenliği olduğu peygamberimiz tarafından dile getirilmiştir.
İnsanın, insanlar üzerindeki hakları şöyle özetlenebilir: Selam vermektir. Nasihat vermektir. İftira etmemek, gıybet ve dedi kodu etmemek, haset etmemektir. Yalan söylenmemek, emanete hıyanetlik etmemek, lanet okumamaktır. Verilen sözde durmak, direkt veya dolaylı yoldan canına, malına ve ırzına göz dikmemek ve bunları korumasına yardımcı olmaktır. Bir hak gaspın önlenmesi söz konusu değilse ayıpları örtmek, hataları bağışlamak ve suçları bağışlamaktır. Kibirli olmamak, alay etmemek ve zulmetmemektir. Her zaman iyi niyetli olmak, acısıyla dertlenmek, sevincine ortak olmaktır. Allah rızası için sevmek, güler yüzlü ve tatlı dilli olmaktır. Dargınlıkları gidermeye çalışmak, sağlığın-da ve hastalığında ziyaret etmektir.
Peygamberimiz(s.a.v):"Kıyamet gününde mutlaka haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü bile alınacaktır." (Müslim Birr, 15) buyurmaktadır. Rabbim üzerimizde kul hakkı başta olmak üzere hiçbir canlının hakkıyla ahirete gitmemeyi cümlemize nasip eylesin. Bile bile kardeşlerimize zulüm ve haksızlık edip de; herkes hakkını alınca iflas eden kullarından olmaktan muhafaza eylesin.
Veda Hutbesi ve İnsan Hakları
 
Dünya tarihinde insan hakları ile alâkalı ilk metin, Veda Hutbesi''dir. Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), vefatından kısa bir süre önce, Milâdî 632 yılında, Mekke''de yüz bin kadar insana Veda Hutbesi olarak bilinen tarihî bir konuşma yapmıştır. Avrupa''da ilân edilen ilk insan hakları metni ise 1215 tarihli Magna Carta''dır. Veda Hutbesi ile Magna Carta arasında 583 yıl bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannâmesi ise, 1948 tarihlidir ve Veda Hutbesi''nden tam 1316 yıl sonra kabul edilmiştir.
Veda Hutbesi
Veda Hutbesi''nde; insan, aile, toplum ve bütün insanlığı içine alacak şekilde hak ve özgürlükler ifade edilmektedir. Bu haklardan yaşama hakkı, mülkiyet hakkı ve ailenin korunması hakkı Veda Hutbesi''nde açık bir şekilde ifade edilmektedir: "İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mukaddes bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur."
Cahiliye devrinde en fazla mağduriyete uğrayanlar, kadın ve çocuklardı. O dönemde kadın, hiçbir değeri olmayan bir meta veya eğlence aracı idi. Müşrikler, kadını bazen bir utanç sebebi, bazen de bir eğlence aracı olarak görür ve kabullenirlerdi. Veda Hutbesi''nde, kadının sahip olduğu hak ve hürriyetler, kadınların ve erkeklerin vazifeleri en güzel şekilde düzenlenmiştir: "İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah''tan sakınmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah''ın emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları te''dib edebilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde, her türlü yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılamanızdır."
Veda Hutbesi cihanşümul bir insan hakları belgesi olarak bütün insanlığı içine alacak şekilde insan haklarını düzenlemiştir. İslâm''a göre din, dil, ırk, renk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün insanlar eşittir. Din, dil, ırk, renk ve cinsiyet sebebiyle üstünlük iddiasında bulunmak, İslâmiyet''e tamamen aykırıdır: "Ey insanlar! Rabb''iniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem''in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Arap''ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah''tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O''ndan en çok korkanınızdır."
 
Okunma 3006 kez
Hakan İNAÇ

Yazar:

Top